Tuesday, June 4, 2013

Taksim Gezi Parkı ve Değerlendirmelerim

Türkiye, yakın tarihimizde benzeri görülmeyen bir ayaklanma deneyimi yaşadı ve ben bu yazıyı yazarken ülkenin dört bir yanında hala devam eden ayaklanma sürüyordu. Merkez üssü Taksim Gezi Park'ı olan ayaklanmanın, öncelikle nasıl başladığına değinmek istiyorum.

OLAYLARIN GELİŞMESİ

27 Mayıs günü, Taksim'deki Gezi Parkı’nın, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Asker Ocağı Caddesi’ne bakan duvarın 3 metrelik kısmı yıkıldı. 4-5 ağaç da taşınmak üzere yerinden söküldü. Bu olayların ardından Taksim Dayanışma grubu eyleme başladı ve yaklaşık 40-50 kişilik bir grup çadır kurup parkta sabahladılar.

28 Mayıs günü, BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in de destek verdiği grup, yıkım çalışmalarını durdurdu. Ve o andan itibaren gruba verilen destek sürekli arttı.


29 Mayıs günü, polisler sabah saatlerinde parktaki çadırlarda nöbet tutan insanlara müdahale etti. Bu sırada Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatının açılışı sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; "Ne yaparsanız yapın. Orası için karar verdik. Yapacağız." diyerek bu konuda hükümetin ne kadar kararlı olduğunu belirtince özellikle sosyal medyada, başbakanın bu tavrına yönelik büyük bir eleştiri dalgası oluştu. Aynı gün CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı’na gelerek protestoculara destek verdi ve her gün bir CHP milletvekilinin bu protestolara katılacağını açıkladı.


30 Mayıs günü sabah saatlerinde polisler parkta bulunan protestoculara ikinci kez müdahale etti. Polisin müdahalesine rağmen akşam saatlerine gelinince katılım sayısı daha da arttı. Yapılan müdahaleler insanları vazgeçirmek bir yana, protestoya olan desteği her geçen saat artırıyordu. Polisin orantısız güç ve biber gazı kullanımı yabancı basından naklen verilirken, yerel basında konuyla ilgili en ufak bir haber bile yapılmadı. Polisin müdahalesiyle ilgili AB ve ABD'den itidal çağrısı yapın dendi ama kulak asılmadı.

Müdahaleler sonucu 31 Mayıs günü akşamı yaralı sayısının 100’ü geçtiği belirtildi. Yaralı sayısının çokluğu ve bölgedeki hastanelerin yeterli olamaması nedeniyle Türk Tabipler Birliği geçici bir acil müdahale birimi kurdu. Polisin aşırıya kaçması, hükümetin ve medyanın olaya tepkisiz kalması, protestoların İstanbul dışında Ankara, İzmir, Mersin, Tunceli, İzmit, Konya, Manisa ve Adana gibi şehirlere de sıçramasına sebep oldu. Aynı gün İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası Projesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. İş yavaş yavaş çığrından çıkmaya başlamıştı.

1 Haziran günü sabah saatlerinde bazı protestocular İstanbul’un Anadolu yakasında toplandı ve Boğaziçi Köprüsü üzerinden yürüyüşe geçti. Grubun Beşiktaş’a varmasının ardından polis gaz bombaları ve tazyikli su ile müdahale etti. Kadıköy ve Anadolu yakasının diğer kesimlerinden de birçok protestocu Taksim’e varmak için yürüyüşe başladı. CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kadıköy Meydanı’nda düzenleyeceği gösteriyi iptal edip partililerle Taksim Meydanı’na yürüdü.


Bu sırada başbakan Taksim'deki topluluğa meydan okurcasına bir açıklama yaparak gösterileri yapanların marjinal gruplar olduğunu savundu. "Dış mihraklar" ve "üç beş çapulcu" jargonu ise hakim söylemdi. Ancak bu söylem eski Türkiye'nin ezberleridir ve bugüne taşımanın hiçbir faydası yoktur. Yapılan açıklama bu meydanda bulunanların tepkisini çekti. Sonunda saat 16:00’a yaklaşırken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül üzerine düşen görevi geçte olsa yaptı ve polisi geri çekti. Polis geri çekilirken halkın üzerine biber gazı attı. Ardından Taksim’e çıkan yollarda bekleyen kalabalık kitleler Taksim Meydanı’na geldi. Bu esnada meydanda çekim yapmak isteyen ana akım medya araçları, olaylara ilgisiz kalındığı düşüncesiyle topluluk tarafından kullanılamaz hale getirildi. Bu noktadan sonra başbakandan gelmeyen itidal çağrısı olayları ülke geneline taşıyarak, direnişleri Taksim Gezi Park'ı protestosu olmaktan çıkarıp, sosyal medyadaki insanların deyişiyle 10 yıldır iktidarda bulunan AKP hükümetinin yolsuzluk, haksızlık ve hukuksuzluğuna yönelik protestolar haline getirmeye başladı.

DİRENİŞİN YAYILMASI

Özellikle bu süreç esnasında, protestoların ülke geneline yayılıp sivil bir direnişe dönüşmesinde, emniyet güçlerinin orantısız güç kullanımı, başbakanın olayları küçümseyip insanlara meydan okuyan açıklamalar yapması ve medyanın üç maymunu oynaması büyük oranda etkili oldu. Başbakan yaptığı açıklamalar ile olayı doğru okuyamamış, protestocuları küçük marjinal grup olarak nitelemiştir. Halbuki alanlarda marjinal grupların yanı sıra, birçok siyasi gruptan hatta orta tabakadan insanlarda vardı. Hatta protestocuların birçoğu hayatında ilk defa yürüyüşe katılan kimselerdi. Başbakanın olayları yanlış okuması ve sert üslubu protestoların ülke geneline yayılmasında büyük rol oynadı. Devam eden günlerde de polisin protestocular üzerindeki tutumunda pek değişiklik olmadı, en ufak gösteriyi şiddetle, biber gazı ve tazyikli su ile dağıtmaya başladılar. Ancak takınılan bu sert tutum göstericilerin daha fazla taraf toplamasıyla sonuçlandı.


SOSYAL VE ANA AKIM MEDYA

Bir başka ilginç nokta ise, protestocuların sosyal medyayı çok etkin bir şekilde kullanmasıydı. Süreç boyunca sosyal medya üzerinden organize olan insanlar, tüm iletişimlerini de yine sosyal medya üzerinden gerçekleştiriyordu. Özellikle #DirenGeziParkı, #OccupyGezi hashtagleri ile atılan mesajlar geniş kitlelere ulaştı. Sosyal medya üzerinde bilgi kirliliği olduğu kadar, ana akım medyanın hiçbirinde(Halk TV, Ulusal Kanal, IMC TV hariç) bulamayacağınız düzeyde doğru haberlerde vardı. Protestolar boyunca ana akım medya(ki NTV, CNN Türk, Habertürk, Show TV, Atv, Kanal D) en ufak bir yayın yapmadı. Taa ki, başbakan 3 Haziran günü, Kuzey Afrika gezisine çıkana kadar. Tabii bunun öncesinde, insanlar ana akım medya kanallarının merkezlerine giderek, kanalların herbirini protesto etti. Bunun yanı sıra programlara telefonla bağlanıp ülke genelinde varolan direniş ile ilgili düşüncelerini dile getirenler ve Genel Yayın Müdürlerini arayıp şikayetlerini dile getirenler oldu. 28 Şubat sürecinde post modern darbeye destek olmuş medya, bu seferde Taksim Gezi Parkı'nda yaşanan olayları sansürlediği için tarihin de yeni bir utanç sayfası daha bırakmış oldu. Özellikle Doğuş Grubu'na ait Garanti Bankası, insanların paralarını çekmeye başlamasıyla Borsada gün içinde %9'a varan değer kaybı yaşadı.


POLİSİN TUTUMU

Yaşanan bu olaylarda polisin tutumu çok sert ve çoğu zaman yanlıştı. Fakat bu durumu sadece polisin üzerine yıkmak doğru olmaz. Ortada aldığı emri uygulayan bir kolluk kuvveti var. Lakin insanların kafasına, gözüne nişan alıp biber gazı atmak emirden ziyade tercihtir. Eğer siz art niyetli bir şekilde hem de kendi vatandaşınıza bu şekilde davranırsanız, o mesleğin gereklerini yerine getirmemiş olursunuz. Karşınızdaki topluluğu daha fazla provake etmiş olursunuz. Bu noktada Polisin, daha genel anlamıyla emniyet güçlerinin özeleştiriye ihtiyacı vardır. Bu özeleştiri sonucu kendisindeki hataları görüp düzeltmek halkıyla bütünleşmek zorundadır. Ayrıca aşağıdaki videoda, direnişçi bir kişi ile polis arasında geçen dialog yer almaktadır ve dinlemeye değer.


"Gezi direnişi" olarak tarihe geçecek bu muhteşem eylemlilik, kimilerine unutamayacağı dersler verirken, kimilerimize de çok anlamlı dersler öğretti.

ALINACAK DERSLER

  • Öncelikle Başbakanın tabanında var olan karizması yerle bir oldu, dediğim dedik tavrı ve despot yöntemleri işe yaramadı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Kararları verirken 2 kere düşünecek ve seçildiğinde yaptığı balkon konuşmasındaki gibi, sadece kendisine oy veren değil, oy vermeyen %50'nin de başbakanı olduğunu hatırlayacak.

  • AKP, Başbakan üzerinden büyük kayıp verdi. Yaratılan polis devletin Taksim'de geri çekilişi bu yapının sürdürülemez olduğunu kanıtladı.

  • Sermayenin kontrolündeki yandaş medya, Taksim’de enkaza döndü. Kullanılamaz hale getirilen medya araçlarının resimleri ibret olsun diye çekildi. Bu yaşananlar, bağımsız medyaya ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu da göstermiş oldu. Sosyal medyanın önemi ise bir kez daha anlaşıldı.

  • Direniş birçok farklı kesimden insanı bir araya getirdi, günlük yaşantıda yan yana dahi göremeyeceğiniz insanlar aynı meydanda "Hükümet İstifa!" diye bağırdı.

  • Ülkede büyük bir muhalefet eksikliği olduğu, varolan muhalefetin yeterli olgunlukta ve düzeyde olmadığı bir kez daha anlaşıldı.

  • Toplumsal meşruiyeti olan bir hareketin kimse karşısında duramaz, korkularla baş etmenin yolu korkunun üstüne üstüne yürümektir. Milyonlar bunu öğrendi, öğreten de AKP oldu.

BUNDAN SONRA NE YAPILMALI

Bundan sonra yapılması gereken itidal ve sağduyu çağrısı olmalıdır. Hükümetten yetkili bir ismin çıkıp olanlar için özür dilemesi olayları yatıştırır. Zira itidal çağrısının yapılmadığı her gün hatta her saat olay provake edilebilir bir boyut kazanmakla birlikte, ülke ekonomisi içinde çok büyük bir kayıp oluyor. Bugün dünya piyasalarındaki genel trendin yanı sıra Taksim Gezi Park'ında yaşanan olaylar sebebiyle Borsa İstanbul 100 endeksi, günü cuma günü kapanışına göre 9.006,35 puanlık düşüşle 76.983,66 puandan tamamladı. Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetleri ortalama yüzde 10,47 oranında değer kaybederken böylece 17 Mart 2003 tarihinden beri gerçekleşen en yüksek oranlı düşüşü gerçekleştirmiş oldu. Hisse senetleri Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri cuma günü kapanış değerlerine göre yaklaşık 63 milyar lira geriledi.

Ayrıca tahvil faizleri, Taksim Gezi Parkı olaylarının etkisi ile, Türk Lirası ve hisse senetlerinin hızlı düşüşü ile birlikte, 2008'den bu yana en hızlı artışını gerçekleştirdi. Halbuki faizi geçen hafta kredi notu artışına güvenerek yeni düşürmüşlerdi, fakat ülkede yaşanan olaylar yabancı yatırımcıyı kaçırmaya yetti, kaçan yabancıyı geri çekmek için tahvil faizlerini tekrar yükseltiyorlar ki, gelen döviz ile doları yeniden 1,80'de terbiye etsinler. Çünkü doların 2 TL ve üzerine çıkması demek AKP'nin günü kurtaran ekonomi politikalarının çatırdaması demek. Bununla birlikte Standard & Poor's, 4 Haziran'da Türkiye'de gerçekleştireceği semineri ertelediğini açıkladı. Bu gibi ekonomik göstergeler ve olayın belli çıkar odaklarınca farklı noktalara kanalize edilebilme potansiyeli göz önüne alınınca daha fazla sağduyu ve daha fazla empati ile bu işin sonunu güzel bağlayabiliriz. Aksi takdirde hepimizin kaybedeceği bir mecraya doğru ilerlemiş olacağız.

Olayların durulması ile elbette her şey unutulup sona ermemeli. Toplumun her kesiminin mümkün mertebede mutabık olduğu yeni sivil bir anayasanın yanında demokrasimizi güçlendirecek seçim barajının düşürülmesi ve seçim kanunun yapılandırılması ile sorunlar tamamen olmasada büyük oranda giderilip bu şekilde seçimlere gidilebilinir. Daha yazılacak çok şey var ama yeterince uzun bir yazı oldu ve burada noktalamak en iyisi.

1 comment: