Thursday, April 23, 2015

Nükleer Enerji ve Türkiye

Herkesin bildiği gibi gündem şu aralar seçim dışında, fazlasıyla Türkiye'de kurulacak nükleer santral üzerinde yoğunlaşmış vaziyette. Gerçeklikten ve bilimsellikten uzak hatta fazlasıyla politize yazıları her iki tarafta da(destekleyenler, desteklemeyenler) görmek mümkün. Bu yazıyı da yine internette gördüğüm böyle bir paylaşım sonucu yazmaya karar verdim. Normalde cevap bile vermeye lüzum görmediğim bir takım maddeler sıralanmış. Ancak insanların politik duruşları mı yoksa gerçekten bilgisizlik sebebiyle mi bilinmez, bu argümanları sahiplendiğini gördüm. Normalde böylesine temeli hatalı argümanlara cevap vermem ama bu paylaşımlar gerçekten rahatsız edici boyutlarda. Bu yüzden bu yazıda yukarıda bahsettiğim iddialara, Türkiye'nin gerçekten bu enerjiye ihtiyacı olup olmadığına, getirilerine ve götürülerine mümkün mertebede tarafsız bir şekilde cevap vermeye çalışacağım. Bu arada yenilenebilir enerji(Güneş, rüzgar, dalga) karşı olduğum sanılmasın. Bilakis Türkiye'nin bu konuda da yatırım yapması, enerji üretimini çeşitlendirmesi skalasını genişletmesi gereklidir.

Öncelikle internette gördüğüm yazıyı burada paylaşmak istiyorum. '3 dakikada Akkuyu Uranyum Santrali hakkında bilinmeyen 25 gerçek' başlığı ile internette dolaşan bu yazıda yazanlar aşağıdaki gibidir.


1 - Mersin Akkuyu, bir fay hattı üzerinde bulunuyor.
Akkuyu bir fay hattı uzerinde değil. Yukarıda bahse konu olan fay hattı ise büyük ihtimalle Ecemiş Fay Hattı, Mersin’in 30 km kuzeyindeki Belen Köy civarında sona eriyor. Bu bilimsel bir tespit. Birileri aksini iddia ediyorlarsa çıkıp ispatlamak zorundadırlar. Dolayısı ile Antalya’da ki ya da Akdeniz’in her hangi bir depremin burasını tetikleme seçeneği yok. Özellikle bu proje açısından risk oluşturacak şeyler değil. Kaldı ki bu proje özellikle 8 şiddetindeki bir depremde etkilenmeden çalışmasına devam edebiliyor, eğer 9 şiddetinde bir deprem olursa o zaman da en güvenli şekilde sıfır risk ile kendini kapatabiliyor.

Akkuyu sahasının, ODTÜ Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi'nin yapmış olduğu çalışmaya göre 5. derece deprem kuşağında yer alması nedeniyle Türkiye'deki en az riskli bölgelerden birisidir. Yani sismik olarak derecesi düşük, olsa olsa 6-6.5 şiddetinde bir deprem olabilir. Bu da Türkiye'nin her yerinde olabilecek bir deprem şiddeti. Kaldı ki 9 şiddetinde depreme dayanıklı yapılan nükleer santral için etki yaratması beklenemez. Okyanus olmadığından tsunami etkisi de yoktur. Yani sismik yöntem ile incelendiğinde dünyadaki çoğu reaktörden daha güvenli yerdedir.

2 - Santrali yapan şirket Çernobil’in sorumlu şirketi: ROSATOM.
Öncelikle Akkuyu'da yapılması planlanan santrali yapan firmaya göz atalım. Firma ROSATOM'a bağlı Atomenergoprom grubunun alt şirketi Atomstroyexport'tur. ROSATOM'um kuruluş yılı 2007'dir. Yani Çernobil faciasından 21 yıl sonrasına tekabül etmektedir. Atomenergoprom grubunun alt şirketi Atomstroyexport kuruluşu ise 1998 yani kazadan 12 yıl sonradır.

Ayrıca Atomstroyexport’un Başkan Yardımcısı Timur İvanov'un "Çernobil teknolojinin güvensiz olduğundan değil, insan hataları zincirinden oluşan teknolojik sürecin aksatılmasından kaynaklandı. SSCB döneminde Çernobil’den çok daha önce Sovyet teknisyenleri yurtdışına ilk atom santralini daha 60’lı yıllarda Finlandiya’ya inşa etti. O santral halen çalışıyor ve dünya sıralamasında en güvenli atom tesisi kategorisinde derecelendiriliyor. Üstelik Türkiye’de toplam dört üniteden oluşacak santralde sadece Rusya’da değil, tüm dünyada en gelişmiş VVR-1200 tipi reaktör konması planlanıyor. Yeni reaktörümüz Avrupa’da da güvenlik sertifikası aldı. Bu reaktörlerin güvenle işletilmesi süresini 40 yıldan 60 yıla çıkardık. ABD dahil başka hiçbir ülke böyle bir garanti veremiyor. Türk toplumundaki Çernobil korkusuyla savaşmaya hazırız. Bilgisizlikten kaynaklanan korkuyla mücadele edeceğiz." sözlerine de dikkat çekmek gerekir.

3 - ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu sahte imzayla sunuldu, kısa sürede okunmadan kabul edildi.
Öncelikle ÇED raporu nedir onu söyleyeyim. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED raporu, bir faaliyetin kurum aşamasında çevre kirliliği açısından değerlendirilmesini sağlıyor. Peki neden alınır? ÇED raporunun amacı, ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. ÇED raporunun sahte imza meselesi uydurmadır. Nitekim imzayı atan Dokay ÇED Mühendislik bu konuda açıklama yaptı. ÇED raporu 2 yılda 4 kere revize edilerek imzalanmıştır. Bunun 3 tanesi tasdik mercilerinin talepleriyle 1 tanesi de yeni güvenlik tedbirlerinden dolayı ROSATOM tarafından yapılmıştır. ÇED raporunun onay prosedürüne internetten rahatlıkla ulaşılabilir.

4 - Santralin Rus payı %51’nin altına düşmeyecek. Türkiye'nin santrali değil yani.
Yüzde 51 meselesi doğrudur. Bu durum HES projelerinden çok daha az bi orandır. Yani HES projelerinin de sahibi Türkiye değildir bu mantıkla. Hatta kömür santralleri ve rüzgar santralleri de Türkiye'nin değildir. Fakat burada sermayenin büyük kısmını ortaya koyan Rus tarafının(20 milyar doların üzerinde bir yatırım öngörülen ve inşaatında yaklaşık 8 milyar dolarlık iş hacminin Türk şirketlerince karşılanması beklenen bir projedir) böyle bir anlaşma yapması gayet tabiidir. Yani ben bu durumu pek yadırgamıyorum. Eğer sermayeniz varsa(ki Türkiye gibi ülkelerin temel problemi bu) Santrali istediğiniz firmaya yaptırtabilirsiniz zaten.

5 - Dünyada en ucuz teklifi veren alır + Yap İşlet Sahiplen modeliyle kurulan tek santral. İşletim sırasında maliyetten kısılacak.
Aralarında en çok güldüğüm de bu oldu. İşletim sırasında maliyetten düşülecek diye bir şey söz konusu bile olamaz. Çünkü denetimler sadece ROSATOM ve Türkiye değil, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(UAEA) tarafından yapılacaktır. Çünkü Türkiye, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılmasına ilişkin ilgili uluslararası anlaşmaları onaylamıştır ve bu anlaşmaların gereği olarak ülkemiz, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının denetimine açıktır. Bu projede olacak en ufak aksaklık bütün Avrupa ve Asya'yı etkileyeceğinden UAEA'nın bu santraldeki yüksek denetimi kaçınılmazdır. UAEA'nın anlaşmaya imza atmış bütün ülkelerin santrallerini denetleme hakkı vardır. En ufak hatada santralin kapatılması gündeme gelir. Buna karşı durursanız uluslararası yaptırım ve hatta ambargo uygulanması gündeme gelir ki Türkiye buna karşı koyamayacak kadar uluslararası dünya ile entegre bir devlettir.

6 - Dünyada daha önce denenmemiş bir reaktör modeli kullanılıyor.
Denenmemiş bir reaktör tamamen uydurmadır. Sadece güvenlik tedbirleri Rusya değil, Batı modelindedir. Batı modeli üçüncü kuşak benzeri yüksek güvenlikli nükleer santrallarde olan önlemlere göz atmak için bu linkteki pdf'e bakabilirsiniz. Maddeler Akkuyu ÇED raporunda da genel hatlarıyla yer alıyor.

7 - Türkiye’nin Rusları denetleyebilecek ya da kalite kriteri koşabilecek kapasitede elemanı yok. Ancak "en güvenlisi olacak" gibi açıklamalar duyuluyor.
Turkiye'nin bu konuda tecrübesiz olduğu doğrudur. Ancak projenin işletmesi ve 100'de 100 sorumluluğu Rusya'ya aittir. Bu tecrübeyle diğer 2 santralin işletmesi Türkiye'de olacaktır. Bu sebeple 200 öğrenci Rusya'da eğitim görmektedir. Hatta bir ara üniversiteden mezun olduktan sonra bu eğitime katılmayı düşünmüştüm. Ancak Bilgisayar Mühendisliği'nden çok farklı bir alan olduğu için daha sonra vazgeçtim. Gerçi başvuru yapabilmek için Türkiye'deki üniversitelerin Fen-Edebiyat ve Mühendislik Fakülteleri’nin, fizik ve/veya matematik derslerinin okutulduğu tüm bölümlerinin hali hazırda “Hazırlık, 1., 2., 3. ve 4. sınıfı”nda okuyan Türk vatandaşı öğrenci olmanız yeterli. Zaten Rusya'ya gidip önce Rusça hazırlık eğitimi daha sonra 5,5 yıllık uzmanlık eğitim alınıyor. Henüz bilmiyoruz diye bir teknolojiyi öğrenmeyelim bu işe hiç girmeyelim demek 3. Dünya ülkesi düşünceleridir. Bu arada Rusya ile değil ama Japonya ile yapılan anlaşmada teknoloji öğrenme vardır. Teknolojinin öğrenilmesi, bu konuda araştırmalar yapılması ve bu alanda değerli elemanlar yetiştirmek Türkiye'nin ilerideki hedefi olmalıdır. Ayrıca bu argümana sığınan kişilerin Ermenistan (Ağrı merkezden 20 km ötede) ve Bulgaristan (İstabul'da 250 km ötede) gibi ülkelerdeki eski teknoloji santraller ve bu ülkelerin bilgi birikimi(!) ile ilgili tek laf etmemesi manidardır.

8 - Ruslara 12.5 cent’ten 15 yıl (yani 70-80 milyar dolar) alım garantisi verildi. Dolar her geçen gün artıyor.
15 yıl satin alma garantili fiyat doğrudur. Ancak hesap yanlıştır. Satın alma garantisi sadece %50 uretime verilmistir. Bu da 35-40 milyar dolar eder. Anlaşma tam olarak olarak şöyle: Türkiye’nin 10 yıllık enerji planlamasına bakıldığında yıllık ortalama yüzde 8 enerji açığı görülmektedir. 2023'te bu açığın 500 milyar kWh'a çıkması beklenmektedir. 15 yıl boyunca alım garantisi var Hükümetler arası anlaşmada ülkemizin yükümlülüğü olarak sahanın, santralin söküm sürecinin sonuna kadar Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş.'ye tahsis edilmesi ve santralde üretilecek elektriğin yüzde 50'sinin 15 yıl boyunca TETAŞ tarafından satın alınması hükmü yer almaktadır. 15 yıllık bir satın alma anlaşması süresince, KDV hariç 12,35 ABD senti/kWh ortalama fiyattan satın almayı garanti etmiştir. 20 milyar dolar ilk yatırımı düşünürsek, 15 yıl için işletme, hammadde ve kar hesaplandığında makul bir rakamdır. Ayrıca Dolar'ın sürekli arttığından dem vuran kişiler heralde enerjiyi kendimiz üretiyoruz sanıyorlar. Kullandığımız enerjiyi de zaten ihraç eden bir ülkeyiz biz.

9 - Yakıtta Rusya’ya bağımlı olacak, bizim az olan uranyumumuz kullanılamayacak. Doğalgaz bağımlılığı yerine uranyum bağımlılığı artacak.
Bizim uranyum bağımlılığımız diye bir şey söz konusu olamaz. Çünkü santral Türkiye topraklarında olmasına rağmen ROSATOM'un santrali, yani hammadeyi nereden isterse oradan alır. İster Türkiye'den alır ister Rusya'dan getirir. Sen ülkendeki Uranyumu'u çıkar, daha uygun bir fiyat ile sat senden alsınlar. Serbest piyasanın en basit kuralıdır bu. Türkiye'deki hemen hemen bütün üreticilerin de hammadesini yurt dışından aldığı bir gerçektir. Ve ekonomimizdeki en temel sorunlardan birisi de budur. Aslında ülkemizde var olan ve çıkardığımız vakit hem ithalata olan bağımlılığımızı azaltacak hem de daha fazla kar etmemizi sağlayacak(Maaliyeti düşürecek) o kadar çok ürün var ki, bu hükümete getirilebilecek en büyük eleştiri budur zannımca. 12 yıllık iktidarı boyunca bu ürün yelpazesini ortaya çıkarabilir, yatırımcılara yol gösterip danışmanlık edebilir ve kendi hammadesini, ürün ve servisini daha az maaliyet ile ortaya çıkaran bir ekonomik model inşaa edebilirdi.

10 - Atıkları bertaraf etmeyi dünyada hiçbir ülke başaramadı.
Bu iddia doğrudur. Bunu bugüne kadar hiç bir ülke başaramamıştır. Öncelikle şunuda belirtmek isterim ki nükleer atık çok değerlidir. Yüksek derece nükleer atıklar içindeki plütonyum-239 barındırır. Bu bahsettiğimiz izotop silah malzemesi olarak kullanılabilir, alındıktan sonra orta derece nükleer atıklara dönüşür ki bunun da doğaya zararı vardır. Amerika'da 2009 yılına kadar 50 yıllık bütün nükleer atıkların kapladığı yer ise kabaca 30 cm yüksekliğinde bir futbol sahası kadardır. Verdikleri radyasyon doğaya zaralıdır. Ancak bunların muhafazası çok sıkı bir şekilde yapılır. Belki de “en iyisi hiç nükleer atık bırakmamak” denebilir. Ama unutmamak gerekir ki kömür gibi fosil yakıtlı santralleri kullanırsak, mirasımız hava kirliliği, sera etkisi (global ısınma) ve asit yağmurları olacaktır; gereğinden fazla baraj inşa etmeye kalkarsak da, tüm flora ve faunasıyla sular altında kalmış “eskiden toprak” bölgeler bırakmak zorunda kalacağız gelecek nesillere. Yenilenebilir enerjinin de karşısındaki alternatiflere oranla hala pahalı olduğu(Sakın devlet teşvikini gözardı etmeyin! Yoksa kalbinizi kırarım. Gelin buna Almanya'dan örnek verelim. Almanya bu enerji için kW başına 45 Euro-cent ödeyip 20 Euro-cente satmaktadır. Yani Almanya için bu iş bir imaj işi olmuştur. Ve sadece Yeşillerin siyasi zorlaması ile gerçekleşmiştir.) ve çevresel etkenlere bağlı olması gibi olumsuzluklar vardır. Panellerdeki verimliğin yıllar geçtikçe düşmeye başlamasından söz etmiyorum bile. Bu konu ile ilgili daha detaylı bir yazı yazacağım.

11 - Atıklar 100.000'lerce yıl boyunca deprem bölgesi olan Akkuyu su depolarında hasar görmeden korunmak zorunda. Rusya atıkları ülkesine almıyor.
Rusya ile yapılan anlaşmada atıklara ne yapılacağına dair bir boşluk var ama ikinci bir anlaşma ile belirleneceği söyleniyor. 1 yıl önce Alexander Superfin televizyon programında ‘biz sizden birinci derece atıkları alacağız’ dedi ve onu götürüp tekrar yakıt elde edeceklerini söylüyorlar.(Burada bahsedilen büyük ihtimalle yukarıdaki anlattığım plütonyum-239 izotopunun alınması işlemidir.) Akkuyu'nun internet sitesinde ise şunlar yazıyor: "Nükleer Santralde kullanılacak tüm yakıt Rusya’dan getirilecek. Atıklar da yine Rusya’ya geri gidecek. Atıkları Türkiye satın almak isterse, Türkiye’de de kalabilecek."

12 - Olası bir kaza durumunda 500.000.000.000 (500 milyar)$’lık hasarın sadece binde birinden Rusya sorumlu. Tüm masraflar Türkiye’den çıkacak.
Öncelikle yukarıdaki hesap neye göre yapıldı hangi parametreler kullanıldı açıklanmamış. Neyse rakamlar üzerinden konuşmayı bırakıp olası kaza durumunda sorumlunun kim olacağına bakalım. Linkteki haberde "Hükümetler Arası Anlaşma'nın (HAA) 16. maddesi uyarınca, nükleer zarar halinde, işbirliği ve sorumluluklar dahilinde üçüncü taraflar nezdinde doğabilecek yükümlülükler, Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu veya olacağı uluslararası anlaşmalar ve belgeler ile Türkiye Cumhuriyeti ulusal kanun ve düzenlemeleri çerçevesinde yönetilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, 29 Temmuz 1960 tarihli Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Taraf Sorumluluğuna İlişkin Paris Sözleşmesi ile Viyana Sözleşmesi ve Paris Sözleşmesi'nin uygulanmasına ilişkin 21 Eylül 1988 tarihli Ortak Protokol'e taraftır. Nükleer bir kaza sonucu meydana gelen hasardan işleten sorumlu olup, Akkuyu NGS'de işletici firma olarak Akkuyu Nükleer AŞ (proje şirketi) sorumlu olacaktır." Anlaşmaya göre, santralin sahibi ROSATOM, işleten Ruslar olduğu için sorumluluk Rus tarafındadır. Ancak Türkiye bu konuda hiç bir şey yapmayacak oturduğu yerden bakacaktır demek yanlıştır. Hasarın ne kadarı kimden çıkacak gibi konularla ilgili detaylı bilgi yoktur.

13 - Uranyum yakıt çubuklarının sürekli olarak su ile soğutulması gerekiyor. Soğutma elektrik kesintisi gibi bir sebeple duracak olursa kısa sürede Fukuşima ve Çernobil gibi kazalar meydana geliyor.
Soğutma için elektrik kesilirse jeneratör devreye girecek. Jeneratör de bozuksa kurşun kaplarda sızıntı için 3 gün daha süremiz var. Kurşun kılıftan sızarsa beton kaplama için 10 gün süre var. 15 gün süreli bir elektrik kesintisi ben görmedim. Gören başkaları varsa bana da söylesin. Fukuşima'daki 30 yıllık teknoloji ve tsunami etkisi ile Çernobil'deki kılıfsız ve nükleer deney kaynaklı sızıntıların bununla kıyaslanması tamamen saçma olur.

14 - Türkiye tüm ülkeyi kapsayan elektrik kesintisinin sebebini bir hafta boyunca bulamamış bir ülke.
Aslında Türkiye'deki elektrik kesintisini ODTÜ Elektrik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Sevaioğlu şurada basit bir şekilde izah etmiş. Türkiye'nin enerji ile alakalı sorunlarından bir tanesi yedeklemesinin çok düşük düzeyde olmasıdır. Yedeklemesi makul seviyede olsaydı, böyle bir durum ile hiç karşılaşmayabilirdik. Yapılacak olan nükleer santral ise var olan bu dar boğazdan kurtulmamıza yol açacaktır.

15 - Türkiye, santrali olmadığı halde 3. seviyeden nükleer kaza yaşayan tek ülke.
Doğrudur. Çernobil'den çevre ülkelerin hemen hepsi zarar görmüştür.

16 - Türkiye, topraklarında (Aliağa) sessiz sedasız radyoaktif gemi sökülüp hurdaları atılan bir ülke.

Doğrudur. İlgili habere bu linkten ulaşabilirsiniz.

17 - Türkiye, topraklarında uranyum işlenip normalin 400 katı radyasyon saçacak halde açık bırakılıp gidilen bir ülke.
Bahsedilen iddia ile ilgili herhangi bir bilgi bulamadım. Bahsettikleri yer neresi, ne zaman bu olay gerçekleşmiş vs gibi ayrıntılar yok.

18 - Santralin hidrolik sistem ihalesini “Milletin a… koyacağız” diyen adamın şirketi kazandı.
Doğrudur. Akkuyu Nükleer Anonim Şirketi’nin satın alma komisyonu kararı tarafından yapılan açıklamada "Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., ‘Akkuyu NGS deniz hidroteknik yapılarının ‘Anahtar Teslimi’ projelendirilmesi ve inşası’ konulu iş ve hizmetleri gerçekleştirecek olan tedarikçi olarak seçilmiştir."

19 - Soma facia madenlerine sahip olan şirket bu projenin altyapısında yer alıyor.
Soma faciasını yapan şirketin altyapıda olduğu tamamen uydurma bir iddiadır. Manipülasyon amaçlı olsa gerek.

20 - Santral kazasız çalışırken dahi çevreye radyoaktif toz saçacağı için Mersin’de yetişen Çilek, muz gibi gıdalara “radyoaktif atık içerir” etiketi getirilecek.
Santral çalışırken radyoaktif toz saçtığı tamamen uydurmadır. Dünya'da böyle bir şeye ancak gülerler. Sağda solda da söylemeyin bunu. Dedim ya bu tarz argümanlara normalde cevap vermem ama çok tutuluyor malum. Santral çalısırken tek çıkan şey soğutmadan kaynaklı su buharıdır ki nükleer santrallardeki en zararsız şey budur aslında. Bu arada Akkuyu'da yapılacak santral'in bulunduğu bölge tarıma elverişli bir bölgedir. Yer konusunda belki daha farklı bir bölge tahsis edilebilirdi. Neye göre Akkuyu belirlendi bu konuda fikrim yok, belki enerji nakil hatları vs. gibi konular işin içindedir.

21 - Anlaşma teknoloji transferi öngörmüyor, yani Ruslar bize bu teknolojiyi de öğretmeyecek. Silah yaparız diye ümitlenmeyin.
Bu anlaşma teknoloji oğretmeyi içermiyor doğrudur. Ancak Japonlar ile yapılan anlaşmada teknoloji öğrenme var. Anlaşma çerçevesinde inşaatın yapımında maksimum düzeyde yerli şirketlerden destek alınacak ve buna bağlı olarak yan sanayi kurulacak. Öğrenci yetiştirilmesi ve onlara nükleer teknolojinin öğretilmesi, mühendislerin yetiştirilerek ilerleyen dönemde santralde çalışmalarına olanak sağlanması da anlaşma kapsamında yer alan diğer faktörler. Fakat sadece enerji üretmek için. Silah yapımı için teknoloji öğrenme anlaşması yaptığımız herhengi bir ülke yok. Zaten nükleer enerjiyi silaha çevirmek insanlık suçudur. Böyle bir teknolojiyi öğrenmemek gayet tabiidir.

22 - Türkiye'nin elektrik fazlası olduğu gibi %15 kayıp-kaçak oranı var. Akkuyu ise %2'lik bir katkı sağlayacak.
%15'lik kayıp kaçak doğrudur. Kaçak önlense bile bu elektrik legal kullanılacak demektir. Bu da elektrik ihtiyacının düşeceği anlamına gelmez. Cari açıkta düşüş yaşatır. Zira kaçak olan para alınabildiği takdirde tekrar dışarıdan enerji alımı için kullanılacaktır. Her 10 yılda elektrik ihtiyacı 2 katına çıkan bir ülkeyiz. Ayrıca nükleerin Akkuyu'dan katkısı 5 yıl sonra için %4'tür %2 değil. Diğer 3 santralle ve geliştirilmesi planlanan Akkuyu ile bu oran %15 olacaktır ki bu bile gelişmiş ülkelerin çok gerisinde bir rakamdır.

23 - Akkuyu bir ihtiyaç değil, siyasi bir tercih. Sadece altyapı şirketlerine gelir kapısı + Rusya'nın desteğini alma amacıyla yapılıyor.
Nükleer enerjinin siyasi bir tercih olduğunu düşünmüyorum. Yani en azindan bu hükümete has olduğu iddiası gerçek dışıdır. Türkiye'nin nükleer imtihanı 1960'lara dayanmaktadır. Gelen hemen her hükümet(Bu kadar açıktan olmasa da) aslında nükleeri hedeflemiştir en azından belli çalışmalar yapmıştır. Fakat sermayesizlikten, çeşitli baskılardan vs. dolayı hep ertelenmiştir. Arkaplanında hükümet ekonomiye can katmak şeklinde bir felsefe de düşünüyor olabilir ki kesinlikle ekonomiyi ivmelendirecek bir yatırımdır. Ancak salt bu düşünceyle hareket edildiğini pek sanmıyorum. Zira sadece cari acığın temel sebebi ve ithalatın en büyük kalemi olan enerji ihtiyacına baktığımız vakit asıl durumun biraz daha farklı olduğu ortaya çıkıyor. Gerçi bu hamle ile hükümet bir taşla iki kuş vurmuş oluyor.

24 - Zira Avrupa ülkeleri tüm nükleer santrallerini aşamalı olarak kapatma ve yenilenebilir enerjiye geçme kararı aldı.
Avrupa ülkelerinin hepsinin nükleer santral kapattığı doğru değildir. Hepsinin santralleri şu an da çalısıyor. Sadece Almanya gibi ileri teknoloji devi ve para sıkıntısı olmayan enerji ihtiyacı düşük seviyede artan ülke ya da nüfusu giderek azalan parası fazla İsviçre gibi ülkeler azaltma kararı almıştır. Amerika, Kanada, Güney Kore, Çin ve daha bir çok ülke yatırım artırma kararı almıştır. Japonya dahi Fukuşima'dan sonra nükleer santrallerini kapatsa da tek tek hepsini tekrar devreye sokuyor.

25 - İdarecimiz kim olursa olsun (siyasetten bağımsız düşünün), bu koşullarda yapılmasına razı mısınız?
Yukarıdaki bilgilerin hepsi kesin bilgilerdir. Tarafsız kaynakları araştırıp öğrenebilirsiniz. Gelelim siyasi meselelere. Bugüne kadar hep kendi bildiğim doğruları savundum. Hükümetten bağımsız bir şekilde bana göre yaptıkları doğrular varsa bunu söyledim, hatalarını da eleştirdim. Ancak şu bir gerçek ki nükleer Turkiye'nin ihtiyacıdır. Sadece enerji üretmek için değil teknolojiyi öğrenmek için bile şarttır. Bugün astronomi, tıp ve sanayide dünya lideri ülkeler gelişmelerini bu alana(teknolojiye) yaptığı yatırımlara borçludur.

Türkiye'nin bu teknoloji ile alaka yeterli bilgi birikimi olmadığı konusu doğrudur ve benim de eleştirenlere hak verdiğim bir mevzudur. Ancak bu arkadaşlar ellerini vicdanlarına koyup Ermenistan (Ağrı merkezden 20 km ötede) ve Bulgaristan (İstabul'da 250 km ötede) gibi ülkelerdeki eski teknoloji santraller ve bu ülkelerin bilgi birikimi(!) ile ilgili de düşünmeleri gerekir. Ayrıca bu konu ile ilgili atılım yapmazsak böyle kalmaya devam edeceğiz.

Ülkelerde bulunan nükleer santral listesi için şu listeye bakabilirsiniz. Listede hali hazırda nükleer santrali bulunan kimi ülkeleri görünce gerçekten içiniz sızlayabilir. Ondan daha önemlisi ise bu enerji çeşidine yatırım yapan ve nükleer santral kurmak isteyen ülkeler. Bu arada şu linkteki yazıda durumu gayet güzel özetlemiş, okumanızı tavsiye ederim.

Yazının devamında şu aralar çok popüler olan yenilenebilir enerji ile devam edecektim ama yeterince uzun bir yazı oldu. Bir sonraki yazı bununla ilgili olacak. Almanya özelinden gidip Türkiye ile kıyaslama yapacağım.

Elimden geldiğince yukarıdaki bir çok asılsız iddiaya cevap vermeye çalıştım. Hatalı olduğumu ya da gözden kaçırdığımı düşündüğünüz bir şey varsa söyleyebilirsiniz. Ancak gereksiz politik tartışmalar yapmak niyetinde değilim. Lütfen bunu bilerek yorum yazın.

No comments:

Post a Comment